İçerik Resmi HZ. KUDDUSİ-MUTASAVVIF
Kategori:Niğde Tanıtım/Şair-Yazarlarımız
Yazıyı Ekleyen:Yonetici
              Hz Kuddusi’nin Büyüklüğünü Gösteren Olaylar  

Hz. Kuddusi’nin büyüklüğüne işaret eden bazı menkıbe ve olayları buradan anlatmadan geçemeyeceğiz. Anlatıldığına göre, zamanın padişahı, o devrin büyük velisi kim ise onunla görüşmek istediğini beyan edip, yakınlarını bu iş için görevlendirir. Hz. Kuddusi’yi duyanlardan birisi, onu da saraya haber verir ve görevliler onu İstanbul’a çağırır. Değişik yerlerden gelen velilerle saray erkanı padişahın huzurunda toplanırlar. Oradaki velilerden her biri bir eylerden bahsederler. Vezir ve padişahların çoğu, Hz. Kuddusi’nin taşralı kıyafeti ile huzura gelmesini beğenmeyip, yukarıdan bakıcı bir tavır takınırlar. Mecliste bulunanların sözleri tamamlandığı halde hiçbir kelam etmeyen Hz. Kuddusi’ye, Padişahın; Şeyh Efendi! Sizde bir kelamda bulunsanız.” Demesi üzerine, o, şöyle der: Padişahım! Bendeniz ilmi olmayan bir dervişim. Huzurunuzda bir beyanda bulunmaktan haya ederim. Ancak emrinize uyarak başımdan geçen bir hadiseyi size arz edeyim. Bir gün bendeniz Sarayburnu’nda sahil boyunca gezerken, çok güzel bir hanım sandala bindi. Gönlümü cezbeden bu güzelin peşinden başka bir sandala binerek takip ettim. Üsküdar iskelesinde karaya çıkıp, falan sokaktaki büyük konağa giren bu hanımı bir daha göremedimse de asla unutamadım. Gönlüm onun hicranı ile rahatsızdır.” Padişah, bu hikâyeyi duyar duyma, yanında bulunanların hepsini dışarı çıkartarak, Ahmed Kuddusi’ye: “Efendi! Anlattığınız ifade benim halen içinde yaşadığım emelli halimin ifadesiydi. Şu anda ise o dertten kurtuldum. O hanım gönlümden silindi.” Der. Sonra Hz. Kuddusi’ye görülmemiş ihsanda bulunur.

Yine zamanın padişahı, bir gün bir kısım âlimler ile tanınmış ve tavsiye edilmiş bazı velileri huzuruna toplar. Onlara: “Şu avucumda ki şey nedir?” diye sorar. Herkes bir şey söylediyse de kimse bilemez. Tevazuundan dolayı meclisin gerisinde, bir köşede oturan Hz. Kuddusi ‘ye padişah; “Sizde bir tahminde bulunsanız.” Der. Hz. Kuddusi de; “Yedi iklim ve yedi deryayı gezdim, bir balığı yavrusunu arar gördüm.” Der. Meğerse padişahın avucunda küçük bir balık varmış. Bunun üzerine padişah, Hz. Kuddusi’ye tazim ve ikramda bulunarak, onun sarayda kalmasını teklif ettiyse de, o; “Ben aciz bir dervişim. Burada kalsam dünya imtihanından berat edemem.” Bu teklifi kabul etmez. Bir süre İstanbul da kalan Hz. Kuddusi, Bor’a döndükten sonda bir gün padişah Bor’a iki memur gönderip, onun durumunu öğrenmeyi murad eder. Gelen memurlar, onu, bahçesini bellerken bulurlar. Hz. Kuddusi, onlar daha bir şey söylemeden, “Siz İstanbul’dan geldiniz. Bizim bir şeye ihtiyacımız yoktur.”buyurur. Onlar; “Padişahımız, bizi vazifeli olarak gönderdi. Size tahsisat bağlayacağız.” Derler. Hz. Kuddusi, onlara; açın eteğinizi!” diyerek, her ikisinin eteğine birer kürek toprak döker. İki memurda bu toprakların altına dönüştüğünü görünce şaşırır. Bu sefer Hz. Kuddusi, onlara; “eteklerinizdekini yere dökün.” Deyince, hemen yere dökerler ve bu defa altına dönüşen bu toprakların yılan-çıyana dönüştüğüne şahit olurlar. Bunun üzerine Hz. Kuddusi, onlara; “Evlatlarım! Allah Teala’nın keremi, ile bizim padişahımızın tahsisatına ihtiyacımız yoksa da fakirlere ve acizlere dağıtmak üzere bırakın.” Diyerek bu tahsisatı alarak yoksullara dağıtır.

Hz. Kuddusi, bir gün Konya’ya giderek, Mevlana Celaleddin-i Rumi’nin kabrini ziyaret etmek ister. Türbenin önüne vardığı zaman, türbedar, kapıları kilitlemiş gitmek üzeredir. Hz. Kuddusi, türbedara, türbeyi açması için ne kadar rica ettiyse de, türbedar: “Akşam oldu, açma izni yoktur.” Diyerek, onun ricasını kesin bir şekilde reddeder. Bunun üzerine Hz. Kuddusi, şu güzel methiyeyi okumaya başlar:

Sensin velîler şâhı,
Yâ hazret-i Mevlânâ!
Affet şu ben gümrâhı,
Yâ hazret-i Mevlânâ!

Bed-kâr-u-âvâreyim,
Pür-zenb ü bî-çâreyim,
Âsî yüzü kâreyim,
Yâ hazret-i Mevlânâ!

Gâyet azîmdir câhın,
Mahbûbısın Allah'ın,
Dâr-ül-emân dergâhın,
Yâ hazret-i Mevlânâ!


Hz. Kuddusi, bu şiiri okuyup son dörtlüğü söylediği anda, türbenin kapıları kendiliğinden açılır. Hz. Kuddusi türbedarın şaşkın bakışlarından habersizce ziyaretini yaparak oradan ayrılır. Ertesi gün bu hadiseyi duyan Mevlevi şeyhleri ile bir kısım ulema: “Bu, mutlaka Bor’lu Kuddusi’dir derler.

Ben, daha doğmadan önce ana karnında iken, Kuddûs Kuddûs diye Allahü teâlâyı zikr ediyormuşum. Birgün annem babama bu durumu söyleyince, babam; "Kimseye söyleme bu oğlumuz kemâl sâhibi olur inşâallah." demiş.

 

Image Hosted by ImageShack.us

 

Bize Yazın
Adınız-Soyadınız: Mesajınız: Doğrulama kodu:
   
E-posta Adresiniz:
 
Mesajınızın konusu:
 
Yetkili Girişi
Kullanıcı adı:
 
Parola: